FOUCAULT SARKACI

 

Okuma grubumuzun üçüncü kitabı hakkında yazmayı bir aydır erteliyorum. Filmler izledim, yorumlar okudum, yok. YazamıyorumResim. Nasıl anlatması zorsa, yazmak da öyle zormuş bu bilim romanını. Kitabı beğendim mi, elbette. Hatta kendime birkaç defa daha okuma sözü verdim. Bir kez okumakla sindirilebilecek gibi değil. Gurubumuzla iki ay bu kitap üzerinde durduk. Açıkçası okumak için birkaç kez düşüneceğiniz böyle zorlu bir kitabı seçmek akıl karı değil. Kafanızın rahat olması lazım okuyup anlamak için. Tapınak Şövalyeleri, Gül Haçlar, Fraternis, Yahudi birliği vs. biraz birikiminiz olması şart. Gülün Adı çok sevdiğim romanlardan biriydi, keza Foucault Sarkacı da öyle olacak. Kitaplığımda öyle yan yana duracaklar kimselere vermeye kıyamayacağım şekilde.

Öncelikle çeviriden bahsetmek istiyorum. Şadan Karadeniz hanımefendinin başarılı çevirisini ben anlaşılır bulsam da arkadaşlarım pek beğenmedi. Hatta kitaptan soğutacak kadar kötü olduğu görüşündeler. Diğer internet araştırmalarımda da her ikisi de mevcut. Malum çeviri 1992 yılında yapılmış, günümüz Türkçesiyle pek uyumlu değil, kabul. Şadan Hanım 1932 doğumlu ve çeviride öz Türkçeye bağımlı kalmış. Anlamadığım kelimeler oldu, ancak dağarcığıma bu sayede yenileri eklendi. Mesela ayin, ritüel yerine kuttören, ezoterik yerine içrek inisiye yerine erginleme kelimeleri kullanılmış. Çeviride orjinalin dışına çıkmamış. Örneğin; Fransızca veya Latince cümleleri olduğu gibi bırakıp, dipnotlarda açıklamış. Bazı kelimelerin Türkçe karşılığı olmadığı zaman da dipnotları kullanmış. Bu da okuyucuyu yoruyor. Çünkü dipnotlar aynı sayfada değil. Tabi Şadan Hanım’ın Türkçeye kazandırdığı birçok kitabı görmezden gelip hakkını yemeyelim. Az önce de söylediğim gibi ben çok beğendim. Ancak yayın evinin tekrar gözden geçirip yeni okuyucular kazanması için okur yorumlarını dikkate almasında fayda var.

Önsöz bir levanten olan Giovanni Scognamillo  yazmış. Levanten Osmanlı döneminde Avrupa’dan Doğu’ya yerleşen Katoliklere verilen admış. Önsöz beni büyüledi.

Karakterlerimizi üç gizemşörler olarak ele alalım. Belbo, Casaubon ve Diotallevi.Casaubon Tapınak Şövalyeleri ile ilgili bir tez hazırlıyor, yayın evinde çalışan iki ilginç kişilik Belbo ve Diotellevi ile tanışıyor. Yayın evine gelen bir çok el yazmasını okuduktan sonra komplo teorilerine inanmaya ve inandırmaya başlıyorlar. Belbo’nun Abulafia adını verdiği bilgisayar programı  sayesinde el yazmalarındaki şifreleri çözdüklerini düşündükleri bir plan ortaya çıkarırlar. Plana o kadar inanırlar ki, hayatları bu doğrultuda değişir. Belki de kendi sonlarını getirmektedir bu teori. Gizem her zaman insana umut vermiştir. İnsanlar hep bir şeylere  inanmak ister. Bu arada Anlamsızlıklar Fakültesi de çok ilginç bir olguydu. Tetrapoloktomiya, kılı kırk yarma sanatı, işe yaramaz teknikler bölümü. Fakültenin Amacı, anlamsız konuların sayısını sonsuza dek artırabilecek araştırmacılar yetiştirmek.

Casaubon’un Bilgi Danışmanlığı ofisi kurması da değişik bir yaklaşımdı.

Hiçbir bilgi başka bir bilgiden üstün değildir. Önemli olan, bunların tümünü fişlemek, sonra da aralarındaki bağlantıları bulmaktır. Bağlantılar her zaman vardır. Yeter ki insan onları bulmak istesin. S: 223

Roman 10 Sefirah’ı temsilen 10 bölüm, tapınakçıların 120 yıllık arayla düşünülen buluşmasını temsil eden 120 alt bölümden oluşuyor. Yahudiliğin Kabala öğretisinden şekillenmiş. Kabalayı henüz anladığımı söyleyemeyeceğim. Biraz daha araştırma yapmam gerekiyor. Belki de bir aydınlanma, Tanrı’ya yaklaşmadır.

Foucault saFoucault_pendulum_animatedrkacı, adını Fransız fizikçi Léon Foucault‘dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya‘nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneği. Sarkaçı ilk ve en son bölümde görüyoruz.  Anlaşılır olması açısından resmi iliştirdim.

Tapınak Şövalyeleri, Gül Haçlar, Sinarşizm, Kabala, Hasan Sabbah, Cizvitler ile ilgili yeterince bilgi var. Kitabı zorlaştıran da bu oluyor, bütün bilgiler iç içe geçiyor. Kitaptaki bütün karakterlerin hepsi çok kültürlü, ansiklopedi gibi insanlar. Öyle entellektüellerle aynı ortamda bulunmayı kim istemez doğrusu. Birçok şey öğrendim ve aklıma gelmeyen, gelmeyecek bu kitabı okuma fırsatım olduğu için şanslı hissediyorum kendimi. 

Orhan Pamuk Kara Kitap ile bu kitabı benzetenler var. Ben yıllar önce okudum Kara Kitap’ı. Ancak bir bağlantı hatırlayamadım.

Bazı ayrıntılar:

Yayın evinde bir kadın çalışan var. Hızlı konuşmak için sessizleri atıyor ve ne dediğini ancak arkadaşları anlıyor. Diotallevi kendini Yahudi olarak görüyor ve her cuma Yahudi mahallesinde yakılan ateşi dürbünüyle izliyor ve Yahudiliğini kanıtlmaya çalışıyor.

 

Altı çizilmiş oldukça cümle var ve onları buraya geçirmem mümkün değil doğal olarak.  Bir kaçından söz etmeden geçemeyeceğim.

Bu dünyanın Prensi= ŞEYTAN Şeytanı kızdırmanın biricik yolu, ona inanmadığına inandırmaktır onu. S 587

Doğa zaman diye bir şey bilmez. Zaman, Batı’nın bir buluşudur. S 331

Bir keşiş ve bir ermişin tipik özelliği= Vücut pisliği S:91

Borboritler. Erkeklerle kadınlar kendi spermleriyle aybaşı kanlarını avuçlarına koyup, gökyüzüne doğru kaldırıyorlar sonra da bunların İsa’nın bedeni olduğunu söyleyerek yiyorlardı. Gebe kadınların uygun bir anda ellerini döl yatağına sokarak dölü koparıyor , bir havanda dövüyor, balla karabiberle karıştırıp yiyorlardı ( ne sapkınca bir hareket) S 377

Uzay Gökerman ve Ayşe Hür’ün Foucault Sarkacı ile ilgili yazıları anlamamı kolaylaştı.

Gazap yolu, Gülün Adı, Arn-the Knight Templer, Cennetin Krallığı filmleri o dönemi anlamada faydalı olabilir. Birkaç tane de kitap önerim var. Fraternis (Burak Eldem),  Dağın Şeyhi Hasan Sabbah (Freidoune Sahabjam ), Hiram Usta ve Süleyman Peygamber(Christian Jacq)

Dediğim gibi çok fazla bilgi olması sebebiyle anladıklarımı bile anlatmakta zorlandım. Bilimsel kitap, her bilgi için kalın bir kitap yazılabilir. Ben içlerinden bir kırıntı alıp faydalanabilmişsem ne mutlu bana.