Küçük Bir Çocuğun Gözünden Ahmet Kaya

Yıl 1989. Ben daha 7 yaşındayım. Dayımda kasetçalar var, zaten yeni çıkan sanatçıları, yeni albümleri dayım sayesinde öğreniyorum. Beyaz bir kaset hatırlıyorum, ben daha okuma yazma öğrenmemiş olabilirim henüz. Bahtiyar çalıyor. Şarkının adını falan bilmiyorum tabi. Ancak kasetçaların içine düşeceğim neredeyse, resmen aşık oluyorum bu mükemmel şarkıyı söyleyen sese.

Aradan zaman geçiyor, pop furyası başlıyor ve ben ilkokul, ortaokulda Ahmet Kaya’yı unutuyorum. Tarkanlar, Harun Kolçak, Yoncimikler devrindeyiz. Tabi lisede tekrar Yakamoz, Şafak Türküsü gibi erişebildiğim şarkılarla Ahmet Kaya gündemime oturuyor. Sanırım 1999 yılında, aradan 10 yıl geçmişken, bir arkadaşın arabasında kulağıma çok uzaklardan tanıdık bir şarkı çalınıyor. Çocuk aklımla aşık olduğum Ahmet Kaya günlerine gidiyorum yeniden Bahtiyar ile.

Bugün yine Ahmet Kaya dinliyordum ve Bahtiyar çalıyordu. Bu vesile ile onu saygıyla anma fırsatı elime geçmişken birkaç satır karalamak istedim. Nurlar içinde yat büyük usta.

Şarkıyı bilmeyenler linki tıklayıp dinleyebilir.

http://www.izlesene.com/video/ahmet-kaya-bahtiyar/6328779

eski günlerimiz

http://www.izlesene.com/video/ezginin-gunlugu-eski-gunlerimiz/1933933

Bazen sebepsiz yere ağlarsın hani, izlediğin bir film, dinlediğin bir şarkı, gördüğün bir obje, duyduğun bir koku, algıladığın bir ses, sana eskileri hatırlatır. Ben çocukluğumu çok özledim. Bu şarkı da beni çocukluğuma götürüyor.
Bu şarkılar, filmler, kitaplar olmasa içimdeki hüznü nasıl dökerdim kim bilir? Hıçkıra hıçkıra ağlarken çocukluğum hiç çıkmıyor aklımdan.

kazı

İnsanı en çok kanatan aşk, bazen en çok motivasyon ve hayat verendir. Eski fotoğraflara baktım, sevdiğimi bir kez daha bağrıma bastım. Ne güzel günler yaşatmış bana. Uzun zamandır günlüğüme bir şey yazmıyordum. Belki uzun zamandır yalnız kalamadığım ya da şiir okuyamadığımdan.

Nilüfer bir yazı göndermişti bana Seferihisar’daki bir etkinlikten bahseden. Yazar Mario Levi’nin de yazıda dokunuşları var. Diyor ki, yazmak için kendinize mutlaka bir saat ayırın ve kendinizi doyurun. Bu doyurmak sadece yazmakla olmaz. Yalnız, sokaklarda avare avare dolaşıp, kitap okuyup veya müzik dinleyerek veya şiir okuyarak olabilirmiş. Bunlar yazının besini anladığım kadarıyla.

muşamba fener

Osmanlı’da yüzyıllcropped-images11.jpgar boyunca kullanılmış ve sadece gece gezmelerinde karanlığı giderici bir araç olarak kullanılmasının haricinde II. Abdülhamid dönemine kadar gece elde ışık bulundurmak resmi bir zorunluluktu. Fenersiz dolaşanları devriyelerin karakola götürme yetkisi vardı. El fenerleri üç grupta toplanırdı. Dört yanı camlı, yanı kapaklı alan cam fenerler, gaz lambasının gelişmesiyle ortaya çıkmış ve gemici feneri olarak anılan fenerler, en çok kullanılan üçüncüsü ise muşamba fener yahut körüklü fener olarak anılan, işi bittiğinde katlanarak küçültülebilen fenerlerdir. Sosyal yaşamda şarkılardan, Karagöz oyunlarına, dönem öykülerinden, şiirlere kadar pek çok yerde fener karşımıza çıkar.

M. Şinasi Acar’ın hazırladığı ve YEM tarafından yayımlanan, ‘Osmanlı’da Günlük Yaşam Nesneleri’ adlı kitaptan alıntıdır.

Muşamba fener ismi benim Refik Halid Karay’ın mükemmel kitabı Üç Nesil Üç Hayat ile ilgimi çekmişti. Daha sonra yukarıdaki yazıyı buldum. Bunu paylaşmak istedim.

En kısa zamanda okumak istediğim Sn.İhsan Oktay Anar’ın Amat ve Suskunlar kitapları  içinde muşamba fenerden bahsediyormuş. Reşat Nuri Gültekin’in de Dudaktan Kalbe adlı kitabı o günleri anlattığı için okunmaya değer.