KADER KUYUSU

Kader_kuyusu_roman_kapağıKürtlerin en önemli aydınlarından Mir Bedirhan’ın torunu  Celadet Ali Bedirhan’ın İstanbul’daki elit yaşamı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki sürgün yılları, Osmanlı’nın ardından Almanya ve Şam’a yerleşmesi çok akıcı bir o kadar da hüzünlü bir şekilde Mehmet Uzun’un kaleminde dile gelmiş.

Celadet Ali 1893 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş. Doğumu zor oluyor ve ölü doğduğuna inanılıp kuyunun başına bırakılıyor ve birden ağlamaya başlıyor.Yine bir kuyu var karşımızda.Ölümü de su bulma çabasıyla kuyuya düşmesiyle gerçekleşiyor.

Çok iyi eğitim alması,Fransızca öğrenmesi, evde dinledikleri müzikler, büyüklerinden Kürtçe öğrenmesi dönem şartlarına göre oldukça iyi gelirli bir aile olduklarını gösteriyor. Babası Emir Ali Bedirhan gerçekten Türkçe ve Kürtçe aşığı erdemli bir insan. O da sürgünde, hem Dicle kıyılarına, hem de İstanbul’a hasret, memleket hasretiyle Mısır’da bir kuyunun başında can veriyor. Kuyular, su kuyuları. Kitap ismini buradan alıyor. Kuyu Kürtçede hem su kuyusu hem de bellek anlamına geliyor. Bu ismi bulması da çok anlamlı olmuş Doğumdan ölüme ailenin yaşımını hem bu su kuyuları hem de hatırladıkları etkiliyor. Kadınlar da etkili oluyor Celadet’in yaşımında. Babaannesi Ruşen hanım doğumunda yanında. Ölümünde de yanında eşi Ruşen Hanım var. Sevgilileri, halaları, annesi, kız kardeşi hep destek oluyor.1930 yılından sonra kendini Kürt dili çalışmalarına adıyor, Latin alfabesi oluşturulmasına çalışıyor,birçok Fransız şiirini Kürtçe’ye çeviriyor, bir yeni kelime bulmak adına dağ tepe toprak dolaşarak dengbejlerle konuşuyor, onları dinliyor. Dengbêj, Kürt sözlü edebiyatında hikaye söyleyen sanatçıların adıdır. Dengbejlerin anlattığı hikayeleri yazıya döküyor.Hawar ve Rohani adında Kürtçe dergiler yayınlamıştır.

16 Fotoğraf var ve hepsi sayfalarca yorumlanarak her bölümünün başlangıcı olmuş. Her fotoğraf anısına bir bölüm. Bölümlerdeki alt bölümlerde son cümle, diğer alt bölümün ilk cümlesi olarak başlıyor.  Fotoğrafları görmesek de gözümüzde canlandırabileceğimiz şekilde betimlenmiş. Bir anlatıcı var, ama bazen yazar Celadettin Ali’yi de konuşturuyor ve sanki sesini duyuyoruz.

İki büyük savaşın dünyayı şekillendirdiği, birçok ulusun bağımsızlığını kazandığı dönemde Kürtlerin nasıl da emperyalist devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda kullanıldığı, Kürt halkının birbirleriyle düşmanlıklarından bir türlü birlik olamamalarını, bu yüzden her direnişin yıkıma uğradığını gerçekçi bir dille romanlaştırmış.Mir Bedirhan’ın toplam 99 çocuğu var ve hepsi ayrı ayrı yerlere savrulmak zorunda bırakılmış. Milliyeti ne olursa olsun kimse sürgün bir hayat yaşamayı hak etmiyor.

Ailenin yaşamını okurken ruhum ezildi. Her sayfada hüzün var, kalbime saplanan oklar gözlerimden yağmur olup gökyüzüne yükseldi.

Osmanlı dönemi, Cumhuriyetin ilk yılları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, Hitler Almanyası, Lübnanın ve Suriyenin bağımsızlıklarını ilan etmesi hakkında güzel bilgiler edineceğiniz bir kaynak kitap aynı zamanda. Kürtlerin tarihine bir de onların gözünden bakmamızı sağlıyor.

Roman hakkında Yaşar Kemal’in görüşü oldukça yerinde.

Uzun’un romanını okuduğumda çok şaşırdım, bir dilin ilk romanının böylesine ustalıkla, böylesine zengin bir dille, üstelik de gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış diye…

Altını çizdiğim birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum.

Alnında hiçbir kırışıklık yok, hayat henüz alnına gölgesini düşürmemiş. Henüz hiçbir şey yazılmamış bembeyaz bir kağıda benziyor alnı.

Kuşkusuz aşk sanattır, zorlu, zahmetli, acıtan, ince, hüzünlü bir sanat…

Ovidius’tan öğrenmiştim; aşk oklarıyla yaralanan yüreği, hayallerin ateşinden uzak tutmak gerekiyordu. Zulmün oklarıyla yaralanmış yürekleri, korkak ve alçak gözlerin dondurucu rüzgarından uzak tutmak gerekir.

Hayatın, bir başarısızlığın sürekli yinelenmesi olduğunu, evet sürekli tekrarlanan bir başarısızlık olduğunu, yeni yeni anlıyordu.

Gülüş mutlu yürekten, yağmur kara buluttan gelir. O Temmuz ayında ikisi de benden ve tarlalarımdan uzaktaydı.

Kitabı Kürtçe’den dilimize kazandıran Muhsin Kızılkaya sözcükleri süzgeçten geçirerek bize sıcacık pürüzsüz ulaşmasını sağlamış.

Evet, Mehmet Uzun yaşasaydı Kürt dili için çalışmalarına devam edecekti. Kaleminden yine hasret ve hüzün dolu cümleler bize ulaşacaktı. Onun Diclenin Sürgünleri, Yitik Bir Aşkın Gölgesinde ve Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık kitaplarını okumuş biri olarak kendimi çok şanslı hissediyorum.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s