ÜÇ NESİL ÜÇ HAYAT ( REFİK HALİD KARAY )

326785

Karay, Abdülaziz, 2.Abdülhamit ve Cumhuriyet devirlerini bizzat yaşamış , görmüş, tecrübe etmiş biri olarak bu devirler arasındaki farklılıkları mukayeseler yaparak eğlenceli bir dille aktarmış. Daha önce Memleket Hikayelerini okuduğum yazarın üslubunu zaten sevmiştim. Ancak bu kitapla kalemine hayran bıraktı beni. Mizahi bir dille yazması okumayı keyiflendiriyor ve sıkmıyor.  Guguklu Saat adlı kitabını da listeme ekledim. En kısa zamanda okumayı düşünüyorum.

Eski dönemleri çok sevdim. 2.Abdülhamit dönemini, Meşrutiyetin ilanıyla birlikte batılılaşma hareketlerinin nasıl hayatı değiştirdiğini, özellikle Cumhuriyet döneminde yaşlı vatandaşların yeniliklere bakışlarını anlattığı yerlerde çok güldüm. Karay muzipliğini konuşturmuş.

Muşamba fener adını ilk kez bu kitapta okudum, çok sevdim. Altlarında ustanın mührünün olduğu zarif fenerler, Osmanlı döneminin gururlu şahitleridir. Oysa şimdiki devirde Geceler Gündüz Oldu türküsü hakikat bulmuştur.

Doğum, çocuk, okul, memuriyet, gece ve sokak, yemek sofrası, tedavi, aşk, düğün, hamam, giyim kuşam gibi konuların işlendiği bu kitapta hayal gücüm iyice pekişti. Bazen kendimi Beyoğlun’da gezerken düşündüm. Çarşafım ve peçemle. Aşk mektuplarımı sadece bohçacı ile gönderebildiğim bir zamanda ,o da komşunun oğlundan başkası olamayacağından dolayı fazla umut edemedim. Biraz hüzünlendim doğrusu ama her şey sanki daha saf, daha sadeymiş hayatın zorlukları karşısında. Mesela bir kız komşu oğlunu severse, ele avuca sığmaz aşkını belli etmek için pencere önüne bir parça kuru ekmek, bir limon ve bir kömür parçası koyarmış. Delikanlı bunları görünce anlarmış ki, komşu kızı kendisinin aşkıyla kömür gibi yanmış, limon gibi sararmış ve ömrünce kuru ekmek yemeğe razıdır.

Bir semtin Metamorfozu bölümünde de Cadıbostanı yani şimdiki Caddebostanı’nın gelişimi öyle eğlenceli anlatılmış ki okuyucu gülmekten kendini alamıyor.

Çocukluğunun savaşları bölümü de çok ilginç. ‘RUS- JAPON HARBİ sırasında unutamadığım bir şehir ismi hala kulaklarımda inliyor: Vay-Hay -Vay… Türkçe üçü mükemmel nidadan oluşan bu tuhaf sesli şehir, galiba İngiliz işgali altında ve Kore yarımadası karşısında bir Çİn memleketiydi.Artık gramer öğrenmiş olduğum bir çağda bulunduğum cihetle, o şehrin hecelerini sırasıyla alarak cümleler tertip ederdim; Vay benim köse sakalım! Hay gidi yaramaz hay! ve edebiyat meraklısı da olduğumdan keşke üçüncü hece, tekrar Vay yerine EYVAH olsaydı da Makberden bir beyt okusaydım..’

Bir de Türk Yunan Harbinden bir bölüm yazmak istiyorum. ‘ İtalya ile Habeş arasında muharebe çıkmıştı. Fakat kimse bununla meşgul olmaya vakit bulamamış, Menelik, istilacıların Adua’da kılıçtan geçirerek meseleyi çarçabuk halletmişti. Bu savaştan aklımda kalan sadece Menelik’in bütün dinlediğim masallardaki korkunç tiplerden daha ürkütücü olan -başında üç katlı garip takke, elinde pala, sırtında maşlah, gözlerine gayya kuyusunun derinliği ve loşluğu sinmiş- resmidir. Fakat bu korkumu kimseye sezdirmemiştim; zira öğrenirlerse yaramazlıkta  pek ileri gittiğim vakit, artık üzerimde tesiri azalmış olan ‘cadı’ ve ‘ çarşamba karısı’ yerine ‘Menelik geliyor!’ diyebilir ve ödümü koparabilirlerdi. Şimdi daha iyi anlıyorum ki çocukluğumun harpleri hakikaten çocukça harplermiş.’

Ve bir de Cemal Paşa ile karşılaşması var ki onu da yazmadan edemeyeceğim.

‘Dahiliye Nezareti makam odasına girince, ilk işim, heyecanımı yenerek yüzüne bir göz atmak oldu. Tamam, ta kendisiydi, o idi; yalnız fotoğrafındaki kadar iri, sert, korkunç görünmüyordu. Bana ayağa kalkmış olmamak için ayakta duruyordu, niyeti görüşmeyi kısa kesmekti. Fakat yer göstermediği halde, masa karşısına dizili sandalyelerden birine şaşkınlıkla çöküvermeyeyim mi? Etikete uymayan bu hödükçe hareketimi, kendisi de koltuğuna oturmak suretiyle ustaca idare etti, lakırtıyı benden bekledi.Hiç de dürüst ifade sayılamayacak cümlelerle, tutuk, ve kekeme, bir şeyler mırıldandım.Boşuna kendimi aldatmaya lüzum yok; gönül , seve seve girmediğim böyle resmi dairelerde ve makam sahipleri  önünde acınacak kadar beceriksiz, görgüme ve zekama uymayacak derecede mıymıntı idim. Cemal Paşa, içinden şöyle demiştir : ‘Bu çocuk hiç de mi gün görmemiş, edep ve erkan öğrenmemiş, adam arasına girmemiş? Halbuki kalemi eline alınca kelimeleri terbiyeli maymuna çeviriyor: cümlelere intizamla geçit resmi yaptırıyor ve dünyaya dürüst hareket öğretmeye kalkışıyor.’

Ben keyifle okuyup bitirdim. İnternetten tarama yapınca kitap hakkında çok yorum bulamadım, üzüldüm. Sanki bu şahane eser boynu bükük kalmış gibiydi. Onu tanıtmak için azıcık da olsa katkım olmuşsa ne mutlu bana.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s