okuduğum kitaplar ve filmleri

Kitaplar ve filmler olmasa içimdeki hüznü nasıl dökerdim kim bilir? Okuduğum birçok kitap film haline dönüşüp hayal gücümdeki yerinden sıyrılıyor. Çünkü ben okuduklarımla bütünleşip, onlarla yaşarım ve okuduğum kitap hakkında konuşulursa hemen hayal alemim devreye girer, hatırlarım. O dönem dinlediğim şarkılar gelir aklıma, ya da okuduğum mekan. Uzaklaşırım yine. Ancak filmleri izleyince hayallerimde oluşturduğum dünya devri dışı kalıyor. Artık kitabı filmlerle bütünleştiriyorum ve sürekli karşılaştırma yapıyorum. Genellikle filmleri beğenmem benim hayalimdekinden farklı olduğu için. Sanırım edebiyat filmlerden daha doyurucu.

Benim bu tezimi yok eden bir film var elbette. Gülün Adı. Kitapta yolları, elbiseleri, kütüphaneyi, manastırı nasıl hayal ettiysem filmde de öyleydi. Bunu Umberto Eco’nun betimleme yeteneğine borçluyuz. 1980 yılında yayınlanan kitap, kısa zamanda o kadar çok ilgi görüyor ki, 1986 da filmi çekiliyor. Filmde de Sean Connery’nin  usta oyunculuğu beni çok etkiledi. Biraz uzun ve durağan bir film. Ancak kitabı okuyup sevenlerin mutlaka izlemesini tavsiye ederim.

Gelelim diğer senaryolaşmış kitaplara;

Guguk Kuşu (ken Kesey): 1962 yılında yazılmış kitap. Bir itirafım var, kitabı henüz okumadım. Ancak elimde var ve en kısa sürede okuyacağım. Antalya Devlet Tiyatrosunda 2003 yılında sahnelenmişti. 3 kez izledim, muhteşemdi. 1975 yılında senaryoya aktarılmış ve başrolde Jack Nicholson var.Film, İsveç’te tam 12 sene sinemalarda gösterilerek, Dünya’daki gösterim rekorunu elinde bulunduruyor. Benim için bir başyapıt olan bu filmi, Ken Kesey’in izlemediğini okumuştum bir yerde. Daha doğrusu izlemek istemediğini.Çünkü romanda kızılderili şefin ağzından anlatırken (tiyatrodaki gibi), filmde anlatıcı yoktur ve film Mcmurphy ekseninde oluşturulur.

Kızıl Nehirler (Jean-Christophe Grange): Bir çırpıda okuduğum kitabın filmine ancak Jean Reno yakışırdı ve öyle de oldu. Filmi çok beğenmedim ama daha fazlası da yapılamazdı herhalde.

Hayatın Kaynağı (Ayn Rand) : Filmin senaryosu yine Ayn Rand tarafından yazılmıştır.

Aşk ve Gurur (Jean Austen) : Kitabı sevdim ama ben filmi daha çok sevdim. Üç kez izledim ve her seferinde hüngür hüngür ağladım.

Açlık Oyunları (Suzanne Collins): Kitabı okuyarak çok bir şey kazandığımı söyleyemem. Film en azından 2 saatte bitti :))

Cennetin Doğusu ( John Steinbeck) : Yazarın başyapıtı olan bu eser, aklımdan aylarca çıkmadı. Filmini yeni izleyebildim. Kitabın ikinci bölümü konu alınmış sadece ve çok şey atlanmış.Kitaptan ayrı tutulursa güzel bir film.

Kelebek (Henri Charriere): 1968 yılında yayımlanan ve yazarının başından geçenleri anlatan otobiyografik romandır. Biraz farklılıklar olsa da 1973 yılında çekilip Dustin Hoffman’ın başrölü paylaştığı yapım izlenmeye değer.

Koku (Patrick Süskünd) : Konusu itibariye çok ilginç olan kitap dünya çapında tanınmasını haketmiştir. Kendi kokusu olmayan ama herşeyin kokusunu alan bir insanın, istediği kokuyu üretme uğruna işlediği cinayetleri konu olan bir romandır. Alman yönetmen Tom Tykwer  tarafından 2006 yılında Perfume: The Story of a Murderer adıyla sinemaya uyarlandı. Film de izlenmeye değerdi.

Trainspotting (Irvine Welsh) : Eroin bağımlısı gençleri konu alan kitaptır. 2004 yılında Total Film isimli dergi tarafından tüm zamanların en iyi dördüncü İngiliz filmi olarak gösterilmiştir.

Venedik’te Ölüm ( Thomas Mann): Kitap da film de sıkıcıydı:)

Limon Ağacı (Sandy Tolan): Kitap Filistin’de geçiyor, Bir Yahudi ve bir Müslüman’ın hayatının bir yerde birleşmesini konu alıyor. Bunun yanında Filistin meselesine ilişkin çok iyi bilgiler içeriyor. Ancak filmin sadece ismi ve Filistin’de geçiyor olması benzer yanlar. Onun dışında bir benzerlik bulamadım ben. 

Nietzsche Ağladığında (İrvin Yalom) : Muhteşem kitap. Nietzsche’nin migren ağrıları için ‘ Beynim şu an gebe, bir düşünce doğuracak.’ demesi çok hoş. Ama film çok vasattı.

Filmini izleyip, kitabını okumak istediklerim de var. Bunlar; Betty Blue, Fight Club, Godfather, Anna Karenina.

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. konserve ruhlar dedi ki:

    Otomatik Portakal, 1984, Angela’nın Külleri, Yeşil Yol, Tek Başına Bir Adam, sevdiğim uyarlamalardan aklıma gelenler. Filmler hiçbir zaman kitabın yerini tutmuyor. Ama yine de kendi kafamızda canlandırdığımız kahramanları ve dünyayı sinemada görmek merakı önüne geçilemez bir istek. En azından benim açımdan. Sonu çoğunlukla hayal kırıklığına varsa bile …

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s