45 günlük rüya

45 gün boyunca aynı rüyayı görüp, sabah onun etkisiyle uyandığınız oldu mu hiç, benim oldu. Her sabah büyük bir mutlulukla yataktan çıktım. Sanki hayatım bir anda değişmişti. Uçuyordum gökyüzünde, yüzüme, yaşamıma yansıdı bu değişiklik. Herkes gençleştiğimi, güzelleştiğimi söyledi, ben de iksirini paylaşmadım kimseyle, paylaşılamazdı. Beni geçmişime, hayallerime, sevdiklerime götüren bir rüyaydı bu yaşadığım. Unuttuğum, unuttuğumu…

Boşluğun Sesi- Umut Dağıstan

Eylül en sevdiğim aydır, yazın bittiğinin hüznü içimi kaplarken kendimi kitaplara veririm. Bu ayda okuduğum kitaplar sanki özellikle girmiştir hayatıma. Zaten ben kitapların okunma zamanı olduğuna inananlardanım her şeyin bir zamanı olduğunu düşündüğüm gibi. Umut Dağıstan’ın ikinci romanı olan Boşluğun Sesi de böyle bir anda elime geçti. Aslında bu kitabı 2013 yılında Sabit Fikir dergisinde…

siyah beyaz

Çocukluğumdan beri çok rüya görürüm, sabah kalktığımda sadece bir kısmını hatırlasam  da ilginç rüyalarım oluyor. Siyah beyaz, ucu sonu belli olmayan, karmakarışık. Hayvanlar aleminde yolculuk etmişliğim, uzaya çıkmışlığım,uçurumlardan atlamışlığım, yarış arabası kullanmışlığım bile var. Gerçek hayatta yapamadığım şeylerin bana rüyayla dönüşüydü belki de bunlar. Rüyalar kimilerine göre mistik, kimilerine göre bilimsel sebeplerle ortaya çıkıyormuş. Örneğin…

ön tekerlek nereye giderse, arka tekerlek oraya gider

Çocukluğuma dair hikayeler anlatmakla bitmez. Geri dönüşlerim beni gelecekten, hayallerden uzaklaştırıyor çoğunlukla. Öyle ki, aklımın bir köşesinden çıkıp çıkıp yaz beni, yaz beni diye yarış yapıyorlar. Herkesin birbirini tanıdığı, sevdiği, her şeyini paylaştığı küçük bir köyde büyüdüm ben. Ama herkesin her şeyi bildiği, yüzüne söylemeyip arkasından konuştuğu insanlar topluluğu, birbirini kırmaktan hoşlanmaz, ama olaylar cereyan…

Bana bir şarkı çal

Beni hatırla demişti. Oysa bilmiyordu saçıma düşen ilk beyazdaydı, göz altımdaki kırışıklıklarımdaydı, ellerimdeki belirginleşen damarlarımdaydı. Hiç gitmemişti ki benden. Yaşlanma sebeplerimden biriydi ona olan hasretim, gerçeğim, kavuşma ihtimalsizliğimdi o benim. En büyük hayalin ne diye sormuştum benimle rakı balıkta buluşmakmış. Hala öyle midir, bana yalan mı söylemiştir? Bir insanın en büyük hayali böyle basit midir?…

yaz tatilinde ne yaptın

En sevmediğim sorulardan biriydi yaz tatilinde ne yaptın? Oysa şimdi o günleri çok özlüyorum. Köyde büyümek aslında ayrıcalıktı. Sokakta oyun özgürlüğünün sonsuz olduğu zamanlarda geçti çocukluğum. Ama tatil demek, akrabaların, Almanyadaki teyzemlerin tatilini bizde geçirme anlayışının ötesine geçemiyordu. Otele gitmek cümlesi literatürümüzde yoktu henüz o yıllarda. Gece yarısına kadar bitmeyen koşturmayla geçiyordu vakit. Dalından yenen…

şeker yiyememek :(

Kısa kaküllü sarı parlak saçları vardı küçük kızın, gözlerinin tam üstünde bitiyor, sonra kocaman siyah , bıcır bıcır bakan gözler başlıyordu, küçücük bir yüzün içinde kocaman hayat dolu bakan siyah gözler. Sanki büyümüş de küçülmüş bir eda ile anlamlı anlamlı etrafı izliyor. Kendisini daha önce görmüştüm ama konuşmaya fırsatım olmamıştı. Köye, ailemin yanına yaz tatiline…

alexis zorba

10 yıl kadar önce Kartalkaya’da bir otelde çalışırken filmi izleyip çok beğenmiştim. Kitabı da okumak istediklerime ekleyip hep ertelemiştim. Mihalis Kokayannis yönetmenliğinde çekilen filmde başrolde Anthony Quinn var, film siyah beyaz, taşlı Girit adasında çekilmiş olması, deniz kenarında dans, kötü yola düşen çarşaflı bir kadının linç edilmesi… Aklımda sadece bu görüntüler kalmış filmden. Okuma grubumuzun…

2017 Birikimlerim

Her yıl yazmak isterim. Biten yıl bana neler verdi, gelecek yıldan umutlarım, beklentilerim nelerdir diye. Hiç nasip olmamıştı. Acısıyla, tatlısıyla koca bir yılı devirdik, ama düşününce ne kadar da kısaydı değil mi? Ölümler oldu, gencecik teyzemi yitirdik, çok acı çekti. Umarım acıları dinmiştir. Doğumlar oldu, onların mutlu ağlamalarıyla şenlendi sevdiklerimin evleri. Kardeşim nişanlandı, ailemize güler…

OBLOMOV’a dair

Okuma grubumuzun Kasım ayı kitabıydı. Erdeniz arkadaşımızın seçimiydi. Aslında okumak için hazır hissetmiyordum kendimi. Gerek kalınlığı, gerekse Rus edebiyatı olması korkutmuştu. Ben ki iyi bir okur  olmama rağmen bu kitabı duymamıştım. Ta ki Tutunamayanları okuyana kadar. Tutunamayanlarda Selim kitabı ezberlemişti. Uzun zamandır okuduğum en keyifli, soluksuz devam eden, sürükleyici romanlardan biriydi.  620 sayfa olmasına rağmen…